Kas 07

Birkaç haftadır Arnavutluk’un başkenti Tiran’dayım ve uzun süreli olarak kalmak üzere buraya yerleşmeye ve alışmaya başladım. Öncelikle bir yere gezmek/görmek için gitmenin oraya yaşamak için gitmekten çok daha farklı tecrübeler yaşattığını iletmem lazım. İlk defa ağustos ayında buraya geldiğimde şu anda gördüklerimden daha farklı şeyler dikkatimi çekmişti. Şimdi ise buradaki hayatın gerçeklerini daha net görmeye başladım. Gördüğüm şeyler arasında iyi olan şeyler de mevcut, Türkiye’ye göre kötü olan şeyler de mevcut.

En başta şunu söylemem lazım ki, burada bazı işleri halledebilmek için Arnavutça şart. Bu nedenle eğer Arnavutça bilmiyorsanız mutlaka Arnavutça bilen birisinin yanınızda olmasında fayda var. Mümkünse bir Arnavut vatandaşı olursa daha iyi olur. Arnavutça’nın elzem olduğu konuların başında bir ev kiralamak geliyor. Çünkü o kadar ev baktık, ettik ama İngilizce bilen bir ev sahibine rastlamadık. Bize tercümanlık eden birisi ile görüşebildik.

Ev tutmak demişken, ev kiralama sürecinden bahsedeyim. Burada eğer sıfırdan eşyalarınızı kendiniz alarak bir ev kurmayacaksanız, eşyalı bir ev tutacaksınız demektir. Ben Türkiye’de çok fazla eşyalı ev kiralayan ev sahibi görmemiştim. Sadece evini öğrencilere vermek isteyen bazı ev sahipleri eşyalı ev kiraya veriyorlar diye biliyorum. Ama burada eşyalı ev, kiraya verilen evin özelliklerinden biri durumunda. Nasıl ki bir evin park yeri var mı, balkonu var diye sorulabiliyorsa burada da eşyalı mı diye sorulabiliyor rahatlıkla. Kiralık evlerin belki en az dörtte biri eşyalı oluyor.

Tiran’da kiralık ev piyasası acayip hareketli. Arıyorsunuz bir ev sahibini, ev ile ilgili bilgileri alıyorsunuz. Ertesi sabah gidip evi göreyim diyorsunuz. Bir bakmışsınız ev çoktan tutulmuş. Biz ev aradığımızda beğendiğimiz 1-2 evi bu şekilde kaçırdık mesela. Tiran’da güzel bir ev bulmak istiyorsanız merkezden biraz daha uzaklaşıp yeni yapılan binalara bakmak gerekiyor. Merkezdeki evler ve binalar biraz eski yapılar. Tabii denk gelirseniz merkezde de 2 katlı bahçeli güzel bir evin bir katını da kiralayabilirsiniz. Ama çok şanslı olmanız lazım.

Eğer merkezde oturmak istiyorsanız, ev kiraları İstanbul’dakilere yakın diyebilirim. Ev eşyalı olunca biraz daha kiraları artıyor doğal olarak. Merkezden biraz uzaklaşınca daha uygun kiralarla ev bulmak mümkün. “Blok” diye tabir edilen buranın “Etiler” veya “Nişantaşı”sı diyebileceğimiz bölgede ise kiralar %50-60 oranında artıyor. 2+1 eşyalı bir sıkıntısı olmayan merkeze yakın ortalama bir ev için 300-400 Euro vermek gerekiyor.

Bizim ev ararken dikkat ettiğimiz konulardan biri de elektrik ve su kesintilerinin en az olduğu yerlerden ev bulmak idi. Bir de internet bağlanttırmanın mümkün ve kolay olabileceği bir bölge seçmeye çalıştık. Çünkü burada özellikle bazı bölgelerde elektrik kesintisi çok klasik bir hadise.  Ve elektrik (henüz fatura gelmedi ama) Türkiye’ye göre çok çok pahalı imiş.

Burada doğalgaz olmadığı için mutfakta LPG tüpleri veya elektrikli ocaklar kullanılıyor. Sıcak su için termosifon, ısınma için ise klima ya da elektrik sobaları. Dolayısıyla özellikle ısınma ve sıcak su da Türkiye’ye göre daha maliyetli oluyor.

[singlepic id=1 w=200 h=200 float=left]İnternet konusu ise tam bir muamma diyebilirim. Burada internetin insanların hayatına henüz tam anlamıyla girememiş olmamasına şaşmamak lazım zira internet/telefon konusunda altyapı bir felaket imiş.  Burada telefon hatları ile ilgilenen birinden duyduğum kadarı ile bazı bölgelerde telefon kablolarını zamanında doğru düzgün bir koruma olmadan direkt toprağa gömmüşler. Bazı bölgelerde halk kendisi çekmiş telefon hatlarını. Şimdilerde düzeltmeyi planlıyorlarmış ama hal-i hazırdaki durum pek iç açıcı değil anladığım kadarı ile. Dolayısıyla da telefon hattı ile internet alabilmek çok zor ya da imkansız olabiliyormuş bazı bölgelerde.

İnternet bağlattırmak ayrı bir dert. Birincisi birçok firma var ama hepsini tahlil edebileceğimiz bir durum mevcut değil. Herhangi birisine gidip konuştuğunuzda en iyi hizmeti biz veriyoruz diyorlar. Birisi telefon hattından internet veriyor, birisi fiberoptik ile belirli noktalara kadar internet getiriyor, o noktadan sonra da kablo çekiyorlar ve bir diğeri de kablolu tv üzerinden (ya da benzer bir yapı ile) internet sağlıyor. Bu şekilde sanırım 10′a yakın firma var. Her biri farklı bölgelerde kullandıkları altyapılar nedeniyle farklı kısıtlamalara sahipler. Ama hemen hemen hepsinde ortak olan bir konu var, o da internet hızı söylenen hız olmayabiliyor. Bazısında altyapı nedeniyle, bazısında belli bölgeye verilen internet o bölgelerdekilere paylaştırıldığı için bu tarz bir durum mevcut.

Ben birkaç firma ile görüştüm, birisi daha ikna edici geldi. Burada adres sistemi pek düzgün olmadığı için adres yerine evi google maps’ten işaretlememi istediler. 2 mbit download, 512 KB upload için 20 euro/ay olarak başvurdum. Burada upload hızı 128 KB yi geçen çok az ISP olduğunu söyleyebilirim. Başvurudan sonra 2 gün içinde teknik ekip gelecek kablo çekecekler dediler. Aynı gün internete bağlanabileceksiniz dediler. 2 gün sonra teknik ekip aradı, evi gösterdim. “Tamam” dedi gitti. Ben “kablo çekmek” tabiri ile profesyonel birşey yapacaklar zannediyordum.  Bir yarım saat kadar sonra evin bulunduğu sokakta, gelen ekip başka evlerin bahçe duvarlarına, ağaçlara filan tırmanıyorlardı. Ellerinde bir kablo, kablo yukarıda havada dursun diye ağaçlara, buldukları direklere filan kabloyu dolayarak, bağlayarak evin camından içeriye kadar ilkel bir şekilde bir kablo çektiler. Sonra da “sinyal yok, yarın geliriz” deyip gittiler. Günler sonra da modemi getirdiler, ADSL şifresini filan girdiler. Ancak ondan sonra internete bağlanabildik. Şu anda internet iyi sayılır. Arada bir donuyor sanki ama burası için hiç de fena sayılmaz.

GSM operatorü olarak Çalık Holding’in sahibi olduğu Eagle Mobile‘ı tercih ettik. Buradaki Vodafone konusunda kullanıcılarda kötü yorumlar duyduk. Ayrıca buradaki tanıdığımız hemen herkes Eagle Mobile kullandığı için de görüşmelerin daha uygun fiyatlı olması açısından Eagle Mobile’ı tercih ettik.  Eagle Mobile burada güzel işler yapmak isteyen ve çalışan bir firma, gördüğümüz kadarı ile. Varolan 3 gsm operatörü arasından en düzgün görüneni de Eagle Mobile zaten. AMC diye başka bir operatör daha var. En eskileri o imiş. Fiyatları biraz pahalı olduğu için ona hiç bakmadık zaten.

Televizyon kanallarına gelecek olursak, burada karasal yayınların yanında Türkiye’deki Digiturk gibi özel uydu kanalları sunan platformlar da mevcut. Arnavutça yayın yapan kanallar kadar, İtalyanca yayın yapan kanallar var. Arnavutça dil olarak İtalyanca’ya benzeyen bir dil imiş ve halkın bir kısmı burada sadece İtalyan televizyon kanallarını izleyerek İtalyanca öğrenmiş. Zaten burada Arnavutça’dan sonra 2. bilinen dil İtalyanca. Orjinal dilince İngilizce film yayınlayan kanallar da mevcut. Bir evde uydu varsa daha çok Hotbird uydusundaki kanalları izliyorlar. Biz uydu alıcısını Turksat’a çevirttirmek istedik. Ev sahibi tanıdığı birisi ile görüştü, ertesi gün için belli bir saatte geleceğini söylemiş. Sonra gelmedi, sonra başka birgün geleceğini söyledi. Sonra bu döngü sanırım 4-5 kez daha tekrarlandı. 1 hafta kadar sonra gelip halletti teknik eleman. Varolan uydu antenini nedenini anlayamadığım bir şekilde ayarlamadığı için, bize işçilik ücreti dışında yeni bir uydu anteni almaya maloldu ama sonunda halloldu.

[singlepic id=2 w=200 h=200 float=right]Sonuç olarak teknolojiye dayalı konular genelde burada sıkıntılı konular. İnsan Türkiye’de şikayet ettiği firmaların hizmetini, desteğini arar hale geliyor. Ama başka açılardan da çok güzel şeyler var. Meyve-sebze konusu bunlardan biri. Burada satılan meyveler sebzeler direkt bahçeden toplanmış getirilmiş gibi. Hormonsuz, (bu işlerden pek anlamam ama) belki ilaçsız, katkısız ve doğal. Örneğin İstanbul’da mandalina alırsınız, turuncu renkte, kabuğu kalın, bazen bir yumruk kadar büyük olurlar. Görsel süper ama çok tadı, tuzu olmaz, hafif tatlı ise güzel deriz.  Burada mandalinalar yeşil-sarı renkteler, çok ufaklar ve kabukları birkaç milimetre kalınlığında. En yeşilini bile alın kabuğunu soyarken çıkan koku bile yeter. Ben burada ilk defa mandalina yediğimde ben hiç mandalina yememişim dedim. Burada limon ve mandalina’yı kabuğu ile yiyenler de mevcut. Salataya limonu yıkayıp direkt doğruyorlar kabuğu ile. Diğer meyve sebzeler de aynı şekilde doğallar. Bir de evlerin bahçelerinde limon, portakal, mandalina, nar ağaçları görmek ayrı bir görsel güzellik.

Meyve-sebze burada fiyat olarak da uygun. Pahalı bir marketten 1 kilo mandalinayı 1 lira civarına alabiliyorsunuz. Daha uygun yerler de mevcut. Henüz gidemedim ama meyve-sebze halinde çok daha ucuz olduğunu söylüyorlar. Ayrıca bazı sokaklarda meyve-sebze satanlar da var. Bunların da fiyatları daha uygun. Zaten burada sebze meyve fiyatı bir kalite ölçütü de değil, daha çok nereden aldığınız ile ilgili bir konu.

[singlepic id=3 w=200 h=200 float=left]Burada eksikliğini hissettiğimiz şeylerden birisi herhangi bir kafeye oturduğunuzda doğru düzgün çay içememek. Herkes kahve içiyor. Demleme çay yok. Çay istediğinizde sallama çay getiriyorlar. Getirdikleri poşet çay da kalitesiz birşey oluyor zaten. Eve yerleşmeye başladıktan sonra burada “Medrese Pazarı” denilen yere gidip hemen bir çaydanlık aradık. Medrese pazarı denilen yer buranın Eminönü’sü diyebiliriz. Yatak örtüsünden züccaciyeye, mobilya’dan elektrikli ev eşyalarına kadar birçok şey bulunabiliyor. Çaydanlığı bu pazarda zor da olsa bulabildik. Çay bulmak ise bizim için kolaydı. Çünkü burada Türkiye’den ürünler getirip satan bir Türk var. Türkiyeden iyi markaların bazı ürünlerini burada bulabiliyoruz. Çay da bunlardan birisi.

Marketlerde İtalyan ürünleri, Yunanistan’dan gelen ürünler ve Türkiye’den gelen ürünleri görmeniz mümkün. Ülker ve Eti’nin bisküvi, çikolata anlamında birçok ürününü burada rahatlıkla bulabiliyorsunuz. Hatta sokakta bazı amcaların teyzelerin ufak tefek sattıkları bazı ürünlerin yanında bile görebilirsiniz En çok görülen bir diğer marka da Tadım kuruyemişleri. Aslında şu son 2-3 hafta içinde birçok Türk markası gördük çeşitli yerlerde. Ama hepsi aklıma gelmiyor şimdi.

Sonuç olarak, Tiran artıları ile eksileri ile güzel bir yer. Ancak Tiran’a yerleşmeyi kimse Türkiye’de herhangi bir şehre yerleşiyormuş gibi düşünmemeli. Kesinlikle birçok açıdan Türkiye’deki birçok şehirden geride bir şehir. Kendine has sıkıntıları, kendine has alışkanlıkları var. Herhangi birşeyi hallettirmek istiyorsanız, Türkiye’de olduğunuzdan daha fazla sabırlı olup daha az şey beklemelisiniz. Daha yazılası çok şey var, ama Tiran’a yerleşmek deyince aklıma gelenler bunlar..

Share

Benzer Konular

  • murat kocak

    merhaba,

    yaziniz zevkle okudum ve sizlerden cok sey ogrendim Tiran da yasam hakkinda..kismetse 2011 ekim ayinda tiran a yerlesme ihtimalim var ..bu konuda sizinle yazismak ve gorusmek isterdim ozellikle ev tutma konusunda, yardiminiza ihtiyacim olabilir… simdilik bu kadar cevaplarsaniz cok memnun olurum..

    selamlar

  • toyguntokay

    yazınızı okudum ve büyük keyif aldım ben arnavutluğa yatırım ve iş yapmak için yerleşmeyi düşünüyorum ne önerirsiniz

    • http://uguraslan.net Uğur Aslan

      Hangi alanda yatırım veya iş yapabileceğinizi bilemediğim için birşey öneremiyorum. Fakat genel olarak üretime dayalı birçok sektörde yatırım yapmak Arnavutluk için avantajlı olur diye düşünüyorum. Zira burada üretim sıfır noktasında, tamamen dışa bağımlı durumda. Dolayısıyla tekstilden, elektronik cihazlara kadar birçok sektörde burada üretim yapıp, ürettiklerini satabilecek bir pazar var gibi görünüyor. Özellikle bazı sektörler çok daha avantajlı olabilir. Hizmet sektöründe ise durum çok tersi bence. Çünkü burada insanlar hizmet sektörüne henüz bir değer atfetme durumuna pek gelmemişler gibi geliyor. Örneğin reklam ajansı, danışmanlık vs. gibi alanlar pek iş yapabilecek (şu an için) alanlar olarak görünmüyor bana.